|
|
|
KENDİ YILDIZIMIZI YARATMALIYIZ! |
|
|
|
2000 yılından bu yana Tofaş Kulübü’nde başkanlık görevini sürdüren Efe Aydan, gerçekleştirdiğimiz özel söyleşide sorularımızı büyük bir içtenlikle cevapladı. Tofaş’ın Beko Basketbol Ligi’nde hedeflediği noktadan başlamak üzere, transfer politikalarını ve lig ile ilgili görüşlerini anlatan Aydan, röportajın sonlarına doğru hayatının belki de en önemli ve en değerli anısını “Bir Mektubu” bizlerle paylaştı. Anlatırken halen duygulanan ve bizleri de duygulandıran Efe Aydan, sporculuk kariyerindeki “Örnek Oyuncu” kimliğini, 2001 yılında gönüllü olarak katıldığı Avrupa Şampiyonası organizasyonunda bu kez de “Örnek İdareci” kimliği ile bütünleştirdi. Mütevazı yapısı ile bir kulüp başkanının ülkesinde düzenlenen önemli bir organizasyonda “Gönüllü” olmasının çok normal bir davranış olduğunun altını çizen spor adamı, bu tecrübesini anlatırken de günümüz gençliğine önemli masajlar verdi.
Tofaş, Beko Basketbol Ligi’ne tekrar dönüş yaptı. İlk olarak Tofaş’ın Beko Basketbol Ligi’ndeki hedeflerini öğrenebilir miyiz? Biz kadro olarak genelde genç oyuncularla mücadele eden ve altyapımızdan yetiştirdiğimiz gençlerle hedef kovalayan bir ekibiz. Dolayısı ile şu anda genç ve dinamik bir kadromuz var. İki sezon önce Beko Basketbol Ligi’nin kapısından dönüp, geçtiğimiz sezon ise şampiyon olarak lige çıktık. Bu şansı üçüncü kez yakalıyoruz. Bundan önceki yıllarda da yine aynı bu mantıkla hareket ettiğimiz dönemlerde genç oyuncularımızla hedefi kovaladık fakat onların tecrübesizliğinden bir takım maçları kaybederek tekrar ikinci lige düştük. Bu gidiş gelişlerimizde yetiştirdiğimiz gençlerin bir kısmı ya başka takımlara transfer oluyor ya da biz kendileri ile yollarımızı ayırıyoruz. Kaybettiğimiz bu oyuncuların yenire de yeni gençleri adapte ediyoruz. Bu iniş çıkışlar arasında geçen süreç de yeni gelen gençlerin uyumu, tecrübelenmesi ve biraz daha ön plana çıkmaları için geçen bir süreç oluyor. Bu sezon da benzer bir durumu yaşıyoruz. Elimizde yeni gençler var ve onların kendilerini Beko Basketbol Ligi’nde göstermeleri gerekiyor. Bunu yaparken de ligde kalıcı olmaları gerekiyor. Çünkü ancak o zaman gelişimleri daha hızlı ve büyük adımlarla olacak. Beraberinde kulüp olarak bizde onlarla birlikte daha iyi neticelere imza atacağız. Elimizdeki kadrodan bahsedecek olursak; sezon içinde izleyip beğendiğimiz sporcuları kadromuza katmaya çalıştık. Takımda uyum olması açısından aynı yaş grubunda olmalarını tercih ettik. Biz şu anda gerçekten yabancısı dahil olmak üzere genç bir kadroyuz. Birinci lig tecrübesi olan oyuncularımız da kadromuzda mevcut. Bu sezon en üst hedefimiz play-off’u yakalamak. Bizim için, bu iyi ve gerçekçi bir hedef. Tabi ki kalıcı olmamız lazım. Şansımız var mı? Evet, bunu yakalama şansımız var. Diğer takımlara baktığımızda, hemen hemen tüm takımlar oyun kurucu ve pivot pozisyonları için tercihlerini yabancı oyuncudan yana kullandılar. Biz ise bu bölgeler için Türk oyuncular seçtik. Mehmet Yağmur’u bu sebepten dolayı transfer ettik. Kendisi genç, yetenekli ve ileriye dönük bir oyuncu. A Milli Takım’da olabileceğini düşünüyoruz. Oyun kurucu pozisyonu için yedeklerimiz de bizim altyapımızdan gelen oyuncular. Biz, hedef kovalayan Türk sporculara en önemli mevkileri verdik. Bu anlamda Türk basketboluna da yatırım yapmış olduk. Kerem ve Ender’in arkasından gelecek yeni oyuncuları yetiştirmeye çalışıyoruz. İlkan’ı pivot pozisyonda değerlendirip, onun gelişimini desteklemek istedik. Yabancı oyuncu seçimimizi 2 numaradan yana kullandık. Pota altını daha da kuvvetlendirmek adına 3 yada 4 numaralarda oyuncu alabilirdik ama Türk basketbolunun gelişimi adına bu politika ışığında kararlarımızı verdik. Elimizdekileri yeterli gördük. Uzun oyuncularımız gerek Burak gerek Abdullah olsun Beko Basketbol Ligi’ni kaldırabilecek durumda değil. Bu yüzden geçtiğimiz sezon da bizimle birlikte olan Sean’ı kadroda tuttuk. Çanakkale Belediyesi’nden Marko Kolaric’i transfer ettik. Kendisi geçen sene Çanakkale’de çok iyi bir performans sergiledi. Bizimle de başarılı olacağına inandığımız genç bir oyuncu. Ben, bu ekibin ligde kalıcı olacağına inanıyorum ve play-off’u yakalayacağını ümit ediyorum.
Yeni sezon için kadronuzda büyük değişikliklere gitmediniz ve 1 Türk 2 de yabancı oyuncu ile transferi noktaladınız. Seçtiğiniz yabancı oyuncuların birinci lig tecrübesi yok. Bu konuda neler söyleyeceksiniz? Evet, Lamar Buttler ve Marko Kolaric ile birlikte Sean Morgan’ın da birinci lig tecrübesi yok. Bu 3 oyuncu da Türkiye’de TB2L’de mücadele ettiler. Bir tanesi geçen sezon iyi bir başarı elde etti, diğeri sayı kralı oldu. Eğer enerjilerini sahada gösterirlerse ki; bunu yapabileceklerini düşünüyorum, bulundukları konumdan zevk aldıklarında neticeye çok çabuk ulaşacağımıza inanıyorum. Türk basketboluna yatırım yapmak bizim için bir hedef. Bizim basketbol felsefemiz ile antrenörümüzün felsefesi çok örtüşüyor. Bizdeki uzun oyuncular henüz hazır değil. Sean, bizimle üçüncü senesini geçiriyor. Takımın artık bir parçası oldu. Kendisini genç oyuncumuz gibi değerlendiriyoruz. NCAA’den sonra geldiği ilk Avrupa takımı Tofaş. Burada hem basketbolunu geliştirdi, hem de ailesini kurdu. Onunla birlikte kurduğumuz yapı için “yıldız oyuncunuz yok, kritik anlarda sayı bulamıyorsunuz” gibi eleştirilerle çok karşılaşıyorum. Kritik anlarda topu kullanabilecek, sorumluluk alabilecek oyuncular bizim bünyemizde var. Oyuncularımızın kendini aşması gerekiyor, aksi takdirde hep rol oyuncusu olarak kalacaklar. Bunu kendi içimizden çıkartmak zorundayız. Bizim antrenörümüzün felsefesi de bu. Herkesin aynı anda emek verip çaba sarf ettiği, beraberce başarıyı kovalandığımız bir kimliğimiz var. Bizim Avrupa çapında başarıya ulaşmış, yıldızlı dönemlerimiz de oldu. O dönem başka bir dönemdi bu dönem başka bir dönem. Yıldızımızı şu aşamada kendi içimizden çıkarmak zorundayız. Tek eksiğimiz tecrübe, bu tecrübeyi ve yıldızımızı zamanla kazanacağız. Türkiye şampiyonluğu yada Türkiye Kupası kazanacağız diye bir hedefimiz zaten yok. Ben diyorum ki; önce kalıcı olacağız, sonra play-off’u zorlayacağız. Hedefimiz takımın gücü ile orantılı.
Basketbolseverler 2009-2010 sezonunda nasıl bir Tofaş izleyecekler? Bizim hep iyi oynamamız lazım. Bazı takımlar kötü oynarken de kazanırlar ama bizim kötü oynarken kazanma gibi bir şansımız yok. Çünkü kötü oynarsak yenebileceğimiz takım sayısı ligde hemen hemen yok denebilecek kadar az. Dolayısı ile bizim oyuncularımızın bilmek zorunda olduğu bir şey var, biz her maçı yüzde yüzümüz ile oynamak zorundayız. Oyuncularımız bunu yapabilirler mi? Evet, çok rahat yapabilirler, çünkü bu enerji onlarda var. Kısacası biz iyi oynayarak, yüzde yüzümüzü sahaya yansıtarak mücadele vereceğiz.
Genel olarak Beko Basketbol ligi takımlarının transferlerine baktığınızda nasıl bir lig öngörüyorsunuz? Çok özetle bu soruyu cevaplamam gerekirse üsttekilerin ve alttakilerin var olduğu bir lig izleyeceğiz. Fenerbahçe Ülker ve Efes Pilsen Türk basketbolunun Avrupa’daki yüzü. İki takım da bu misyonlarının farkında. Galatasaray ve Beşiktaş da Ülker’in onlara verdiği destek ile basketbolumuzun farklı renkleri oldular. Bu iki takıma Banvit’i de ekleyebiliriz. Avrupa’da mücadele eden takımlar Türk basketbolunun çehresi. Bu organizasyon içerisinde bulunan takımlar bunun bilincinde hareket ediyorlar. Yani yabancı seçimlerinde kadrolarını oluştururken karşılaşabilecekleri zorluklara göre bir transfer politikası yürütüyorlar. Tabi ki bu takımlar arasında Türk Telekom’u da unutmamak gerekir. Dolayısı bu takımlar üsttekiler oluyor. Eğer Avrupa kupası oynuyorsanız, hem Türkiye’deki hedefinizi, hem Avrupa da ki hedefinizi düşünmelisiniz ve bu doğrultuda transfer politikanızı ve bütçenizi düzenlemelisiniz. Yatırımlarınız ona göre yapılmalı, oyuncu seçimi ona göre değerlendirilmelidir. Bu tamamen bir politikadır. Bu politikada üsttekiler ile alttakileri belirleyen en önemli ayrıntıdır. Alttaki 10 takım arasında güç farkı yok. Sezon içerisinde gösterdikleri uzun süreli performanslar onların sıralamadaki yerlerini belirliyor. Mesela bu takımlardan Antalya Büyükşehir Belediyesi, geçen yıl çok güçlüydü. Bu sene Doğan Hakyemez’in ayrılmasından dolayı biraz kan kaybettiler. Ama fena takım değiller. Erdemir de geçen sene lige renk katan bir takımdı. Bu sene de iyi kadro kurdular.
Hayatınızın basketbol olduğunuzu biliyoruz. Türk basketbolununun da önemli isimlerinden birisiniz. Geçmişte kariyerinizde büyük başarılar var. Şimdi de kulüp başkanlığı yapıyorsunuz. Size 2001 yılında ülkemizde yapılan Avrupa Şampiyonası’nı hatırlatsak ve bizlere o şampiyonada neler yaptığınızı anlatmanızı istesek… Federasyona gönüllü olarak başvurdum ve bu önemli organizasyonda bana verilecek her görevi yapmak istediğimi söyledim. Bu başvurunun ardından Avrupa Şampiyona’sı boyunca güvenlikten sorumlu federasyon temsilcisi olarak organizasyona destek verdim. Yeri geldi kapıda bilet kontrolü yaptım, yeri geldi emniyet ile toplantıya girdim, salonun içerisinde ki organizasyonları kontrol ettim. Sahanın dışında içinde her yerde beni görebilirdiniz. Böyle bir görev aldım ve bunu çok severek yaptım. Benim için çok doğal bir davranıştı. Milli bir görevdi. Türkiye’nin temsil edildiği bir organizasyonun içerisinde görev alıyorsunuz ve bu görevi en iyi şekilde icra etmeniz lazım. Bunun tartışması yok. Kimi insan bazı şeyleri oturduğu yerden organize eder, kimisi de benim gibi her yere koşar. Ben işin her tarafında olup, elimden geleni yapmayı tercih ediyorum. Şu anda kulüp başkanlığı yapıyorum ama gerekirse malzeme de taşırım. Bundan hiç gocunmam, üzülmem. Kurumun bir işidir bu ve o anda çözülmesi gerekiyordur, çözerim. “Ben olsam yapmam, koskoca Efe Aydan” görüşü çok da arkasında durduğum bir görüş değil. Maalesef günümüzde görünüşe dikkat eden bir nesil yetişiyor. Bu çok tehlikeli. Herkes canını dişine takmalı ve elinden gelenin en iyisini yapmalı.
Gelecek yıl ev sahipliğini yapacağımız Dünya Şampiyonası’ndan ülkemizin nasıl kazançlarla çıkacağını düşünüyorsunuz? 2001 Avrupa Şampiyonası’ndan bugüne kadar geçen sürede Türk Basketbolu atılım yapmaktan ziyade pozisyonunu korudu. Amerika’dan sonra Avrupa, basketbolun iyi oynandığı ikinci kıta. Türkiye ise bu kıtada her zaman ilk 16 takım içinde. Eskiden Yugoslavya ve Rusya vardı, onlar parçalandı içlerinden aynı ekolün devamı birçok ülke çıktı. Buna rağmen Türkiye, yerini korumayı başardı. Demek ki biz, Avrupa basketbolunda bir yer edindik ve bunu koruyoruz. Bunu korurken de kulüplerin alt yapıya yaptıkları yatırımlar, oyuncuların bireysel gelişimleri, NBA’e gidenler, NBA’den dönüp Avrupa’da oynayanlar, Türk basketbolunun renkleri oldular. Şimdi de önümüzde 2010 var. Bu önemli organizasyon ülkemizin tanıtımı açısından çok önemli.Türk basketbolunun bu turnuvada istediği hedeflere ulaşacağına inanıyorum. Elde edeceğimiz dereceler derece olarak kalmamalı. Ben bu konuya dikkat çekmek istiyorum. Hala toplum olarak futbolun arkasından koşan bir milletiz. Futbolla yatıp futbolla kalkıyoruz. 2010 Dünya Şampiyonası’ndan sonra Türk basketbolu ne kadar atılım yapar bilmiyorum. 2001’den bugüne kadar geçen sürede federasyonun çabası dışında kulüplerde üst düzey bir gelişme ne yazık ki yaşanmadı. 2010’dan sonra da olur mu bilmiyorum ama olmasını temenni ediyorum. 2010 heyecanını yaşarız. 2010 biter, 2011’de her şey 2008’de ki gibi olursa çok yazık olur. 2010’un bize getirdiği katkıyı devam ettiremeyiz.
Oyunculuk kariyerinizi noktaladıktan sonra kariyeriniz ile ilgili planlamaları yaparken neler düşündünüz? Ben basketbolu bırakmaya karar verdiğimde gerçekten artık basketbol oynamak istemiyordum. Çünkü ben sporculuk hayatımda hedeflediğim her noktaya ulaştım. Bana “Türkiye’nin en iyi oyuncusu” dediler. Milli Takımda 259 defa forma giydim. Defalarca şampiyonluk yaşadım. Hem Milli Takım’da hem kulüp takımlarında kaptanlık yaptım. Yani bir sporcu ne hedefler, ne kovalar bunların hepsini elde ettim. Avrupa’da oynamak istemedim, çünkü Türkiye’de mutluydum gelen teklifleri değerlendirmedim. Açıkçası şimdikiler gibi bizim o dönemlerde böyle hayallerimiz de yoktu. Siyah-beyaz ve kısıtlı saatlerde televizyon izlerken, dünyadan fazla haberimiz de olmuyordu. NBA diye bir ligin var olduğunu biliyorduk ama biz maçlarını 3-4 sene sonra seyrediyorduk. Şimdi interneti açıyorsun gece 3’te naklen yayına ulaşıyorsunuz. 1971 yılından beri benim hayatım basketbolla geçiyor. Oyuncu olarak baketbola veda ettikten sonra bir dönem idareci olarak çalıştım, antrenörlük yapmayı hiçbir zaman istemedim çünkü ben yıllarca takım kaptanı olarak oyuncuyla yönetim arasında gidip gelen, sıkıntıları aktaran, düzeltmeye çalışan kişi konumundaydım. İdareci olmayı bu yüzden istemiştim. İki sene federasyonda idareci olarak çalıştım daha sonra Tofaş’a geldim ve burada eski başkan Ersin Bey’in denetimi altında kendimi çok geliştirdim. Tofaş ve Ersin Bey bana çok büyük katkı sağladı ve şu an içinde bulunduğum noktaya kadar geldim. Bu konumda da görevimi iyi ve doğru yaptığımı düşünüyorum. Şu anda oyuncu olarak geldiğim Tofaş’ın başkanlığını yapıyorum ki aradan geçen bu dönemde her kademede görev aldığım bu kulüpte bulunmaktan son derecede mutluyum. Ve bugüne kadar isteseydim çok daha farklı boyutlarda, başka yerde görev alırdım ama gerek Bursa’ya olan sevgim, gerek kulübe bağlılığım görevimi sürdürmeme sebep oluyor. Herhalde buradan emekli olurum.
Kariyerinizde size etki eden en önemli isim kimdi diye sorsak? Aydan Siyavuş benim her şeyimdi. Ne demek olduğunu anlatabilmem için sizinle hayatımın en değerli anısını paylaşmam gerekecek. Ben 1971 yılında basketbol oynamaya başladım. Çeşitli zamanlarda Aydan Siyavuş benim antrenörüm oldu. Rahmetli ben basketbola başladıktan 1 yıl sonra kafasında bir resim çizmiş ve bu resmi bir mektubun satırlarına aktararak, mektubu anneme yollamış. Mektupta beni anlatıyormuş. Yıllar geçtikçe benim neler yapacağımı, nasıl bir insan olmam gerektiğini, bunları nasıl ve ne kadar süre zarfında gerçekleştireceğimi anlatırken, öyle detaylar vermiş ki; bir gün Avrupa karmasına seçileceğimi bile yazmış. Bu mektup benim elime ölümünden 2 ay sonra geçti. Annem mektubu bana verdiğinde şaşkınlıkla okumaya başladım. Yaşadığım şoku ve o anki duygu yoğunluğunu anlatabilmem mümkün değil. Yıllar önce yazdığı her şey gerçek olmuştu. Adeta benim hayatım anlatılıyordu. Saatlerce ağladım. Böyle bir öngörü nasıl olabilirdi? Bunu anlamak çok güçtü ama o hissetmişti. Antrenörlüğümü yaptığı dönemde beni yoktan var etti ve bugünkü Efe Aydan’ın temellerini attı. Bunu başka bir insan yapamazdı. Kendisinin cennete olduğuna eminim.
Röportaj: Dilvin Yücebarlas |
|
Son Güncelleme ( 28/09/2009 )
|
|
|
Son Maçımız! |
| Tofaş |
71 |
| Beşiktaş Cola Turka |
77 |
|
|
|
 |